-
Sevgili oğlum,
Bir zamanlar yaşadığım evin, geceyarısı eve dönerken ta şıdığım o fenerin, duvardaki Acem halısının ve aslında ger çek bir kent olan Galata'da gördüğüm her şeyin sadece ve sadece benim zihnimdeki düşünceler olduğu fikri kafama saplandığında muhakeme gücümün zayıfladığına hükmet miştim. Ama şimdi görüyorum ki, asıl bunu düşündüğüm de yanılmışım. Çünkü onlar gerçekten de benim düşlerim- diler.
Bu fikrimi ilk kez Mihel çıkmazındaki kıraathanede Ali Said Çelebi'ye açmıştım. Biliyorsun, bu iyi niyetli adam ba na neredeyse olağanüstü bir saygı duyar ve ne söylesem he men inanır. Ona, oturup sohbet ettiğimiz bu kıraathanenin kahvecisinin, müşterilerinin ve yaşadığımız dünyada geri kalan ne varsa hepsinin, sadece benim düşüncemde olduk larını söylediğimde, parmağıyla kendisini işaret ederek, 'Ya ben?' diye sormuştu. Malum cevabı alınca nedense bir hayli hüzünlenmiş, kafasında kimbilir neler kurmuştu. Ali Said Çelebi, böylece, benim zihnimde yaşadığına inanan tek kişi oldu. Bunun onu fazlasıyla sarstığını söyleyemem. Çünkü ertesi günü bana bir derdini açtı: Dediğine göre Sultan Ah met Camii'nin müezzinlerinden biri olmak istiyor, ama tah sili tutmasına rağmen, koruyanı kollayanı olmadığı için bu göreve bir türlü gelemiyordu. İşte bu yüzden kendisini, sözkonusu camiin müezzini olarak düşlememi rica etmek teydi. Gerçi onun bu isteğini yerine getirmem elbette müm kündü. Ama onun bu ricasını geri çevirdim. Fakat yakamı bırakmadı. Ertesi gün, koltuğunun altında bir kaz, elinde bir sepet yumurta ve bir top tereyağıyla kapımı çaldı. Ben de onun isteğini kısmen de olsa yerine getirmek zorunda kaldım. Ali Said Çelebi, müezzin olmasa bile, şimdi Sultan Ahmet Camii'nde mutemet olarak görevini ifa ediyor. Ama yaptığım iyiliği unutmuş olmalı ki, beni uzun süreden beri arayıp sormadı.
Sana gelince sevgili oğlum, sen de benim kim olduğumu, yemeden içmeden günlerce nasıl yaşadığımı, hayatımızı idame ettirdiğimiz paranın nereden geldiğini bana sormaya (...)
İhsan Oktay Anar
Puslu Kıtalar Atlası'ndan
Çarşamba, Haziran 16, 2010
Cuma, Mayıs 21, 2010
Eski Kırık Bardaklar'dan
-
...
işte bu ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak
bu saçlarımla bu iyi giyimlerimle paralarımla
sen varsın ya sen çoğu kez yetmiyorsun
uzakta mısın sen misin söylemiyorsun
bakışın mı eksik dudakların mı anlamıyorum
...
Turgut Uyar
-
...
işte bu ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak
bu saçlarımla bu iyi giyimlerimle paralarımla
sen varsın ya sen çoğu kez yetmiyorsun
uzakta mısın sen misin söylemiyorsun
bakışın mı eksik dudakların mı anlamıyorum
...
Turgut Uyar
-
Pazartesi, Mayıs 17, 2010
Uyar Şekilli Şiirde Pazar Günleri Telaşı
-
pazar günlerinin telaşını sen aldın karnımdan
buz gibi odalarım senin hasretinle ısındı
belki sabah görürüm fikriyle keyiflendim
güldüm güleç oldum söyledim muhabbet kurdum
teşne leblerimde meme bulmuş bebek sevinci
sen oldun zalım obamızın soylu şamanı
anneme aldığım hediyeler güzelleşti birden
dedem korkud’un buğulu sesi musa’nın denizi
yalnız bir dolmuş seferinin motor gürültüsü
seninle güzel vallahi cudi dağının inanmışı
şu elini ver hele bak işte bu karadeniz bizim
ötenin stepleri akdenizin mavisi göğün kızılı
sevişmek bizim obamızı dergah etti aygız
dergahımızı şehir şehrimizi devletüsaşk
beraber oturur belki nuhundramını yazarız
fakruzaruretin birikmiş faturalarını öder
dağlara gideriz sonra uzun ateşler yakmaya
uçar mıyız bilmem ben bilmem allah bilir
ama kelepçeler yapalım ona söz ver onu sev
bileklerimiz dinlensin demirin namertliğinden
-

pazar günlerinin telaşını sen aldın karnımdan
buz gibi odalarım senin hasretinle ısındı
belki sabah görürüm fikriyle keyiflendim
güldüm güleç oldum söyledim muhabbet kurdum
teşne leblerimde meme bulmuş bebek sevinci
sen oldun zalım obamızın soylu şamanı
anneme aldığım hediyeler güzelleşti birden
dedem korkud’un buğulu sesi musa’nın denizi
yalnız bir dolmuş seferinin motor gürültüsü
seninle güzel vallahi cudi dağının inanmışı
şu elini ver hele bak işte bu karadeniz bizim
ötenin stepleri akdenizin mavisi göğün kızılı
sevişmek bizim obamızı dergah etti aygız
dergahımızı şehir şehrimizi devletüsaşk
beraber oturur belki nuhundramını yazarız
fakruzaruretin birikmiş faturalarını öder
dağlara gideriz sonra uzun ateşler yakmaya
uçar mıyız bilmem ben bilmem allah bilir
ama kelepçeler yapalım ona söz ver onu sev
bileklerimiz dinlensin demirin namertliğinden
-
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)